Arşiv 5 Ocak 2009

25 Temmuz’daki kurultay öncesinde DSP’de liderlik kavgası kızıştı. Rahşan Ecevit eşiyle birlikte çekilme kararı alırken, genel merkeze küsen Şekercioğlu, Şükrü Sina Gürel’in grubuna katıldı
ANKARA/AMASYA – DSP’nin 25 Temmuz’da yapılacak kurultayı öncesinde, genel başkanlık mücadelesi sertleşiyor. Yarıştaki adaylar, Zeki Sezer, Şükrü Sina Gürel ve Atila Mutman gezilerini sürdürürken, genel merkezden örgüte, Ecevitler ile birlikte hareket etmeyen parti yöneticilerini, örgütleri ve delegeleri suçlayan bildiriler gönderildiği ortaya çıktı. Partinin ele geçirilmeye çalışıldığını anlatan bildirilerde ağırlıkla genel sayman Mecit Şekercioğlu hedef alındı.

Duyduğu rahatsızlığı örgütten sorumlu genel başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit’e ileten Şekercioğlu, Zeki Sezer’in listesinde kendisine yer verilmemesini istedi, daha sonra genel başkan adayı Şükrü Sina Gürel’in ekibine katıldı.

Enka Grubu bünyesinde 26 yıldır faaliyet gösteren, ancak iki yıldır inzivaya çekilen Kelebek Mobilya, gençlere yönelik ürünlerle dönüyor

Devletle çatışanı olduğuna göre bir de çatışmayan aydının bulunması gerek.

O kim diye sorunca bir aydın sınıflandırması başlıyor.

Tanzimat sonrası ilk kuşak aydınlar bir noktaya kadar devletle zıtlaşmış kişiler. Fakat bu, o derecede sert bir çatışma değil. Hem geleneksel

‘terbiye’ sistemi bunu engelliyor 1840′larda hem de çok daha ciddi bir olgu işin ‘yumuşaklığı’nı tayin ediyor. O olgu, bu aydınların harekete devleti kurtarmak için geçmesi. Devlete belli bir edeple yaklaşıyorlar; devlette bürokratik görevler alıyorlar. Buradan da bize özgü bir sonuç çıkıyor. Değişmeci de olan bu aydınlar aslında devlet yanlısı. Tarihsel aydın, bizde, devlet öncelikli ve toplumsal bilinci olmayan bir kesim.

Bu, ‘devleti kurtarma misyonu’ Cumhuriyet’te de çok belirgin. Cumhuriyet’in öncü-ileri bir aydın zümresi var. Bu aydınlar ki, niteliklerine az sonra değineceğim, kurtuluşun değişimde olacağına bir kez inandıktan sonra onunla özdeşleşmiş insanlar. Devleti ortadan kaldırmak gibi bir misyonu düşünmüyorlar. Değişimi devleti güçlendireceği ölçüde benimsiyorlar. 1. ve 2. Meşrutiyet budur. Cumhuriyet, budur. Cumhuriyetçi aydın, devleti kurtaracağını, yeniden kuracağını gördüğü için

değişimi istiyor, ona rıza gösteriyordu.

Bu aydınlar devletle bürokrasi katında bir ittifaka girmiştir. Cumhuriyet’in ilerici kesimi kabul ettiğimiz ve değişimi gerçekleştiren ordu ve bürokrasiyle birlikte üçüncü kategori saydığımız aydınlar öncelikle onlar, bürokratik olanlar. Devlet onlar demek, onlar da

devlet. Bu aydınların en önemli özelliği gerçek anlamda aydın olmayışları. Şundan…

Batı’da aydın deyince ‘entelektüel’ anlaşılıyor. Oysa ona yakın duran ve bizim gene aydın diye çevirdiğimiz bir kavram daha var: ‘literati’. Bu, geniş anlamda okur yazar, eğitimli, meslek sahibi insan anlamına geliyor. Cumhuriyet’in asıl savunucusu, destekçisi bunlar. Bu kesim, İttihat ve Terakki’den beri değişmiyor. Elbette diğer sınıflara nazaran daha değişmeci, daha yenilikçi ve öncü. Kemalizm’in ve CHP’nin kurucu ve savunucusu olan öğretmen, avukat, doktor, eczacı, vb. insanların ait olduğu statü bu. Devlet ölçeğinde olsa da değişim işine kafa yoruyorlar.

Bunlar, Frye’ın deyimiyle, ‘Türk siyasal seçkinleri’nin nüvesi. Bürokrat oluşlarının yanı sıra serbest meslek sahibi olabilirler, ama son kertede bu insanların, devletle aralarındaki somut ve sistematik bağı kurmak gibi toplumsal bir görevleri var. Bu insanlar, devlete ait ideolojiyi hem inşa ediyor hem de onu içselleştirdikleri kadar da toplumsallaştırıyorlar. Bu kesimin zamanla tutuculaşması kadar doğal bir şey olamaz. Değişim bunlar için, bir kez olmuş, devleti kurmuş, kurtarmış, ebedi bir karar olarak tezahür etmiş; artık onunla ‘oynanmaz’. Eleştirel değiller, muhalif hiç olmamışlar.

Oysa aydın bambaşka birisi. ‘Misyon’unu kendisi tayin etmekle kalmıyor, kuşkuculuğu ve eleştirelliği nedeniyle kişiliğinin en belirgin özelliği muhalif oluşu. Değişim ise tekil ve kalıp bir şey değil. Dönüşüme açık bir şey. Aydın, sürekli değişen, sürekli değişim yanlısı, uzlaşmacı ama konformist olamayan, bürokrasiyle ilişkisi bulunmayan kişi. Bu aydının devletle daima bir sorunu var. O sorun onun sorumluluğu.

Türkiye’de devletin çatıştığı insan bu. Bu insan entelektüel de olabilir, literati de. Yeter ki, devletin hegemonik söylemini reddetsin. ‘Balyoz’lar,

tepesine inmek için hazırdır. Uzun tarihine baktığımızda devletin aydınını çok gördük. Bakalım aydının devleti olabilecek mi? Yani, literatinin değil entelektüelin dönemi başlayabilecek mi?

AP – NAZRAN – Rusya Federasyonu’na bağlı İnguş Cumhuriyeti’nin başkenti Nazran ile iki köyde karakollar ve kamu binalarına üç gün önce eşzamanlı düzenlenen saldırılarda ölenlerin sayısı 92′ye çıkarken, yaklaşık 120 yaralı var. Ölenlerin 67’sinin güvenlik görevlisi, geri kalanının sivil olduğu kaydedildi. Nazran ve çevresinde 20 milyon dolar hasara yol

açan 200 kadar saldırganın ise Çeçenya’ya kaçtığı belirtildi. Rus ordusu militanların peşine düşerken, Nazran’da beş şüpheli yakalandığı kaydedildi.

AA – İSTANBUL – Özelleştirme İdaresi (ÖİB) Başkanı Metin Kilci, Danıştay’ın Ankara 10′uncu İdare Mahkemesi’nin Tüpraş’ın satışıyla ilgili kararının yürütmesinin durdurulması istemini reddetmesiyle ilgili hukuki değerlendirmelerin yapılacağını belirtti. Kilci, borsaya gönderdiği açıklamada, basından edinilen bilgilere göre Danıştay 10′uncu Dairesi’nin, idarenin yürütmeyi durdurma talebini reddettiğini kaydetti. Kilci, kararın ÖİB’ye tebliğinden sonra gerekli hukuki değerlendirmenin yapılacağını ve kamuoyuna duyurulacağını belirtti.